Kardemir A.Ş. gelici geçici yönetimler ile nereye kadar gidecek ve artık bu şirketin bir sahibi olmalıdır.
KARDEMİR A.Ş…
Karabük’ün varoluş sebebi,
Olmazsa olmazı.
Kardemir öksürse, şehir yatağa düşer.
Kardemir kazanınca, Karabük’ün yüzü güler.
Bu yüzden KARDEMİR, Karabük için bir sanayi kuruluşundan çok daha fazlasıdır.
Bu şehirle kaderi iç içe geçmiş, hatası da başarısı da Karabük’e doğrudan sirayet eden bir yapıdır.
2000’li yıllardan 2018’e kadar Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten merhum Mutullah Yolbulan’ın vefatından sonra Kardemir’de istikrar diye bir kavramdan pek söz etmek zorlaştı.
İki-üçer yıllık periyotlarla başkanlar değişti, koltuklar el değiştirdi ama çok ilerleme kaydedilemedi.
Ömer Faruk Öz, Mustafa Yolbulan, Kamil Güleç, Alparslan Bayraktar, İsmail Demir…
Ve son olarak Muhammet Ali Oflaz,
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
Kardemir, Oflaz ile nereye koşacak?
Genç yaşta önemli görevler üstlenmiş, farklı alanlarda deneyim kazanmış bir isim olan Muhammet Ali Oflaz’ın gelişi ilk etapta umut yarattı.
Ancak Kardemir gibi devasa bir yapıda umut, tek başına pek bir anlam ifade etmiyor.
Prof. Dr. İsmail Demir’in görev yaptığı iki yıllık dönemde Kardemir, şehirle arasına ciddi bir mesafe koydu.
Savunma sanayisi gibi stratejik bir alanda uzun yıllar görev yapmış bir ismin kurumsal tecrübesi tartışılmazdı belki ama Karabük’le bütünleşme noktasında büyük bir boşluk oluştu.
İktidarın Karabük’teki siyasi temsilcileriyle yıldızı bir türlü barışmayan bu dönem, Kardemir’in kentten kopuk yönetildiği algısını daha da güçlendirdi.
Oflaz göreve gelir gelmez bu algıyı tersine çevirmeye çalıştı.
Belediyeye verilen araçlar, siyasilerle verilen pozlar, iktidar milletvekillerini memnun edecek işçi alımları,
Görüntü iyi, tablo sıcak...
Ama Kardemir fotoğraflarla, jestlerle, geçici memnuniyetlerle yönetilecek bir şirket değildir.
Gerçek tabloya biraz daha yakından bakalım.
Yaklaşık altı yıldır kayda değer tek bir büyük yatırım yapılmış değil.
İşletme maliyetleri düşürüleceğine her geçen gün daha da şişiyor.
Üretim verimliliği artmıyor, rekabet gücü yükselmiyor.
Kapıya dayanan en büyük tehdit ise Karbon Ayak İzi Sıfırlama süreci.
Türkiye’nin Paris Anlaşması’na imza atmasıyla birlikte gündeme gelen ve Yeşil Mutabakat olarak adlandırılan bu dönüşüm için Kardemir neredeyse yerinde sayıyor.
Fabrikaların bu sürece uyum sağlayabilmesi için yapılması gereken, yüz milyon dolarları bulan yatırımlar ortada yok.
Açık konuşalım; Bu yatırımların kısa vadede yapılması da pek mümkün görünmüyor.
Bu şartlar altında Kardemir’in, yakın gelecekte karbon vergisi başta olmak üzere gelecek mali yaptırımları karşılayabileceğini düşünmek hayalcilik olur.
Üçer aylık bilançolar açıklandığında, üç kuruşluk muhasebe kârlarıyla avunuyoruz.
Diğer tarafta ise Karabük’te faaliyet gösteren onlarca özel demir-çelik üreticisi, kütük ihtiyacını İran’dan kaçak karşılıyor ve Kardemir’den tek bir ton bile almıyor.
Bu tablo, Kardemir’in kendi şehrinde nasıl devre dışı bırakıldığının en net göstergesi değilse nedir?
Şirketin hafızası sayılabilecek, yönetimde kalan tek Karabüklü isim olan Kamil Güleç ise suskun.
Suskun, çünkü konuşmasının bedeli ağır olabilir.
Kendi şirketlerini riske atmak istemiyor.
Artık neyle gözünü korkuttularsa…
Bütün bu gerçekler ortadayken, Muhammet Ali Oflaz’dan büyük başarılar beklemek ne kadar gerçekçi, düşünmek gerekir.
Bu yazının uzun uzun anlatılan her cümlesi aslında tek bir noktada birleşiyor.
Karabük Demir Çelik Fabrikaları A.Ş’nin artık bir sahibi olmalı.
100–150 milyon dolarlık yatırımı gözünü kırpmadan yapacak, şirketin başına geçecek, kazandığında sevinecek, kaybettiğinde cebinden para gittiği için canı yanacak bir sahip.
Kısacası Kardemir A.Ş, son yıllarda sürüklendiği bu sahipsizlik halinden kurtulmalıdır.
