Karabük Üniversitesi Rektörünün eşinin darp iddiasıyla hastaneye müracaat haberlerinin yayınlanmasının arasından iki gün geçti ve hala bir açıklama yok.
Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık’ın lise öğretmeni olan eşi E.K’nın 11 Ocak Pazar günü saat 19:29’da Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne darp edildiği iddiasıyla başvurduğu ve bu başvurunun “Adli Vaka” olarak kayda geçtiği bilgisi günlerdir kamuoyunun önünde.
Bu, kulis bilgisi değil.
Bu, sosyal medya söylentisi değil.
Bu, resmi kayda geçmiş bir başvuru.
Üstelik başvuruyu yapan kişinin kendi beyanı var.
Ama darp iddiasının faili hala belirsiz…
Buraya kadar tablo net,
Asıl bulanık olan kısım ise bundan sonrası.
Çünkü olayın ardından geçen zamana rağmen kamuoyunu aydınlatacak tek bir açıklama yapılmadı.
Ne “yanlış”,
Ne “eksik”,
Ne “çarpıtılmış” denildi.
Hiçbir şey söylenmedi.
Ve Türkiye’de artık herkes şunu biliyor:
Bazen bir olaydan çok, o olay karşısındaki sessizlik konuşur.
Kamuoyunun merak ettiği sorular ortadayken, açıklama yapmak yerine birlikte verilen görüntülerle mesaj üretmeye çalışmak, soru işaretlerini gidermekten çok yeni yorumlara kapı araladı.
Burada temel mesele şudur:
Bir üniversite rektörü sıradan bir makam değildir. O koltuk, yalnızca akademik değil, kamusal sorumluluk da taşır.
Bu nedenle ailesini ilgilendiren ve adli kayda geçmiş bir iddia, otomatik olarak kamuoyunun ilgi alanına girer.
Biz ne yaptık?
Kayıtlara geçmiş bir başvuruyu haberleştirdik.
Ne hüküm verdik,
Ne fail ilan ettik,
Ne de senaryo yazdık.
Gazetecilik, tam da bu noktada “iddia” ile “hüküm” arasındaki çizgiyi koruma sorumluluğudur.
Haberi yapan gazetecilere yönelik ağır ithamlar da, ölçüsüz ifadeler ve itibarsızlaştırma çabaları da, aslında meselenin özünü gölgelemekten başka bir işe yaramıyor.
Buna rağmen haberi yapan gazetecileri hedef almak, soruları susturmaya çalışmak, gerçeği değiştirmez. Sadece cevap vermekten kaçınıldığını gösterir.
Basının görevi de işte tam olarak burada başlar.
İddiaları kamu adına sormak ve kayıtlı bilgileri aktarmak…
Ne var ki bazı çevreler, gazetecilik refleksiyle yapılan bu haberleri hedef almayı tercih etti.
Şu soru artık kaçınılmaz:
Eğer ortada yanlış bir algı varsa, bunu düzeltmek neden bu kadar zor?
Çünkü gerçekler net olduğunda açıklama gecikmez.
Geciken her açıklama ise şüpheyi büyütür.
Gerçekler açıklıkla ortaya konduğunda tartışmalar biter.
Ama sessizlik sürdükçe, sorular büyür.
Toplum artık şunu ayırt edebiliyor:
Bilgi saklamak ile kriz yönetmek aynı şey değildir.
Bugün susarak geçiştirilen her konu, yarın daha büyük bir güvensizlik olarak geri döner. Çünkü güven, makamla değil şeffaflıkla ayakta durur.
Ve en temel gerçek şudur:
Gazetecilik soru sormaktır.
Rahatsız eden şey sorularsa, sorun soruları soranlarda değil, o sorulara neden ihtiyaç duyulduğundadır.
Bir iddiayı büyüten çoğu zaman iddianın kendisi değildir.
Onu büyüten, cevap vermemeyi tercih edenlerdir.
Gerçekler susturulamaz.
Sadece geciktirilebilir.
Ama geciken her gerçek, daha ağır bir yankıyla ortaya çıkar.
Kimi gazetecilik yapar, kimi ise gazetecilik kisvesi altında sınırsız yalakalık yapar.