Yeni Parti Karabük İl Kongresi'nde Elif Köse'nin isminin 72 oy pusulasında çizildiği iddiasıyla başlayan tartışma, görev dağılımının açıklanmasıyla sona ermedi. Aksine, parti içinde birlik, üyelikler ve siyasi hesaplar üzerinden yeni soru işaretleri doğurdu.

Okuyanlar hatırlayacaktır; geçtiğimiz hafta “Siz Elif Köse’nin mi Üzerini Çizdiniz?” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.

Yazıyı doğru bulan da oldu, tepki gösteren de.

Bu son derece doğal.

Bir köşe yazısı herkesi memnun ediyorsa ya bir şey söylenmemiştir ya da söyleneni kimse anlamamıştır.

Ama tepkilerin bir kısmı eleştiriden çok daha başka bir şeydi. Tehditler, küfür edenler, hakaretler...

“Size bu yazıları kim yazdırıyor?” diye soranlar bile oldu.

Böylesine seviyesiz bir sorunun, soranın kendi bakış açısını ve anlayışını yansıttığını, küfürlerle, hakaretlerle, tehditlerle de hiçbir yere varılamayacağını düşünüyorum ve çok iyi biliyorum.

Bu soruya da ilk ve son kez net bir cevap vereyim.

Ben kalemimi hiçbir zaman kiraya vermedim. Ne birilerine yaranmak, birilerini yaralamak için yazdım ne de maddi bir çıkar uğruna. Benim doğrularım beş kelimeden oluşur: Namus, vatan, adalet, emek ve vicdan. Yazdığım her satırı bu beş kelimenin süzgecinden geçiririm.

Bugün de böyle, yarın da böyle olacak.

Hiç değişmeyecek..!

Elbette herkesin olaylara bakışı, siyasi duruşu ve değerlendirmesi farklı olabilir. Bu, insan olmanın doğal bir sonucudur. Buna saygı duyarım. Ancak bir konuyu değerlendirirken gerçeklerle kişisel yorumları birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü gerçek, yoruma göre değişmez.

220 oy kullanıldıysa ve 72 oy pusulasında aynı isim çizildiyse, bu bir yorum değil, kongrede ortaya çıktığı ileri sürülen tablonun net olarak tamda kendisidir. Elbette bu tablonun nedenlerini ve arkasındaki iradeyi ayrıca sorgulamak gerekir.

Gerçekler kişiye göre eğilip bükülmeye başladığında, artık gerçeği konuşmaktan uzaklaşır, dedikoduların içinde kaybolursunuz.

Bu tabloya ilişkin siyasi değerlendirme yapmak da araştırmacı bir gazeteci olarak benim en doğal hakkım.

“Gerçekleri konuşmak, birilerine yaranmak değil; gördüğünü ve düşündüğünü söyleyebilmektir.”

Bunu söylerken eleştirenlere kapımı kapatmıyorum. Eleştiri, yazarın en iyi öğretmenidir.

Ancak dikkat çekici bir ayrıntı var: Yazıya en sert tepkiyi gösterenlerin önemli bir kısmı, yazının içeriğine değil, yazının kime dokunduğuna itiraz etti. Kimse çıkıp “72 çizik yok” demedi. Daha çok “Neden yazdın, neden dile getirdin, neden kamuoyunu aydınlattın, neden gündeme taşıdın?” sorularıyla karşılaştım.

Buna karşılık, çok sayıda kişi 72 çizik meselesinin neden yaşandığını ve bunun partiye ne kazandırıp ne kaybettireceğini sorguladı.

Bunun ne anlama geldiğini okurun takdirine bırakıyorum.

Hep söylediğim bir söz vardır:

Bir romanı gözlerinle okursun; satırların arasında hayallere dalar, en ince ayrıntısına kadar küçük bir dünya kurarsın. Ama bir makaleyi, bir köşe yazısını beyninle okursun. Sorarsın, tartarsın, karşılaştırırsın.

O yazıyı beyniyle okuyan herkes şunu görmüştür: Benim derdim bir kişiyi yüceltmek değil, daha yolun başındaki bir partinin kendi elleriyle kendisini bölmesinin önüne geçmekti.

★★★

“Siz Elif Köse’nin mi Üzerini Çizdiniz?” yazımın sonuna kadar arkasındayım. Çünkü o yazı, koskocaman yalın bir gerçeği tüm çıplaklığıyla anlatıyordu.

Peki, o günden bu yana ne değişti?

Biz, kongrede ortaya çıkan tablonun ardından bir birlik ve beraberlik açıklaması beklerken Yeni Parti Karabük İl Başkanı Erdal Demir görev dağılımını açıkladı.

Kimin hangi görevi aldığını tenkit edecek değilim. Her birine saygı duyar, görevlerinde başarılar dilerim. Ancak benim beklediğim, görev dağılımından önce çok daha önemli bir açıklamaydı.

Kongrede yaşanan 72 çizik meselesine ilişkin bir değerlendirme...

Kendi partisinin belediye başkanının isminin bu kadar çok oy pusulasında çizildiği iddiası karşısında, il başkanının ortaya koyacağı net bir tavır...

Örneğin, “Bu partide hiç kimse dışlanamaz. Farklı düşüncelerimiz olabilir ama hepimiz aynı hedef için buradayız.” diyebilen bir yaklaşım.

İşte ben böyle bir açıklama beklerdim.

O cümle hala gelmedi ve sanırım da gelmeyecek.

Üstelik dikkatimi çeken başka bir ayrıntı daha var.

Yeni Partili Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse'nin büyük emek ve çaba harcadığı 10. Uluslararası Safran Festivali'nde gözler, Yeni Parti Karabük İl Başkanı Erdal Demir'i de aradı. Ancak maalesef kendisini gören olmadı.

Şimdi insan sormadan edemiyor:

Kongrede attırıldığı iddia edilen o çizik bu kadar mı derin? O kadar mı öfke, o kadar mı kırgınlık, o kadar mı intikam duygusu var?

Yoksa kişisel menfaat beklentisi mi her şeyin üzerinde...

Bir belediye başkanının düzenlediği uluslararası bir festival, yalnızca belediyenin değil, aynı zamanda Karabük'ün ve Safranbolu'nun tanıtımına katkı sunan bir organizasyondur.

Böyle bir etkinlikte siyasi farklılıkların bir kenara bırakılması, ortak değerler etrafında bir araya gelinmesi beklenmez mi?

Elbette bir kişinin bir etkinliğe katılmamasının gerekçesini bilmeden niyet okumak doğru olmaz. Ancak kongrede yaşanan tartışmaların hemen ardından böyle bir tablonun ortaya çıkması, ister istemez soru işaretleri doğuruyor.

Eğer mesele gerçekten 72 çizikten ibaret değilse, o zaman Karabük siyasetinin önünde çok daha büyük bir sorun var demektir.

Oysa birlik, görev listesiyle kurulmaz. Önce güvenle kurulur. Görev dağılımı bir partinin iskeletidir; birlik ise o iskeletin ruhudur.

Ruhu olmayan iskelet ayakta durmaz.

İşte tam da bu noktada şunu açıkça söylemek gerekiyor:

Siz birlik ve beraberliği sağlamadığınız, davranışlarınızı ve adımlarınızı kişisel hesaplara göre şekillendirdiğiniz sürece başarıya ulaşamazsınız.

Siz ancak bu yolla, henüz doğmamış bir çocuğu daha doğmadan öldürmüş olursunuz.

Toprağa gömersiniz...

Gömmekle kalmaz;

Umutlananların umudunu söndürürsünüz.

Veballerini alırsınız...

Üstelik burada mesele yalnızca Elif Köse'nin ismi de değildir. Mesele, farklı düşüncelere sahip insanların aynı çatı altında kendilerini ne kadar güvende hissedebilecekleridir.

Bugün bir isim üzerinden başlayan dışlanma tartışması, yarın başka isimlere, başka gruplara ve başka hesaplaşmalara dönüşebilir.

Siz kişisel hesapları ortak hedeflerin önüne koyduğunuz, parti içindeki kırgınlıkları gidermek yerine görmezden geldiğiniz sürece başarıya ulaşamazsınız.

Daha yolun başında olan bir siyasi hareketin önünü kendi ellerinizle kesmiş olursunuz. Henüz filizlenmeye başlayan bir umudu, büyümesine fırsat vermeden kurutursunuz.

★★★

Bakın, siz kulaklarınızı tıkayıp zafer sarhoşluğu yaşarken Yeni Parti hakkında Karabük'te pek çok şey konuşuluyor.

Ve bu konuşulanlar, partiye umutla bakan, eski CHP anlayışından ziyade yeni bir siyasi anlayış bekleyen insanları şimdiden küstürmeye başladı bile.

Neler mi konuşuluyor?

İl Başkanlığı ön seçiminde “Seçim Mühendisliği” iddiaları konuşuluyor...

İddiaya göre partinin kuruluşuna ve geleceğine gönül vermemiş, hatta partiyle siyasi ve düşünsel anlamda bağı bulunmadığı ileri sürülen bazı kişiler, il başkanının belirlendiği ön seçimde destekledikleri isimlere sadece oy vermeleri amacıyla üye yapılmış.

Üstelik bu iddialar öyle birkaç kişinin kendi arasında konuştuğu söylentilerden ibaret değil. Özellikle Karabük Merkez ve Safranbolu'da bu konu yüksek sesle dile getiriliyor.

Neredeyse kulakları tırmalıyor...

Ön seçim öncesinde yapılan üyeliklerin kimler tarafından, hangi amaçla gerçekleştirildiği ve ön seçim sonrasında yaşandığı öne sürülen istifalar, bugün partiye gönül veren insanların kafasında ciddi soru işaretleri oluşturuyor.

Yine iddialara göre bu kişilerin bir bölümü ön seçimin ve kongrenin ardından partiden istifa etmiş, bir bölümü ise istifa etmek için ortalığın durulmasını bekliyormuş.

Bunlar son derece ciddi iddialar.

Altını özellikle çiziyorum: Bunlar şu aşamada doğrulanmış bilgiler değil, araştırılması ve açıklığa kavuşturulması gereken iddialardır.

Ancak eğer doğruysa, bu bir partinin ön seçimi değil, bir seçim mühendisliği tartışmasıdır. Delegelerin iradesinden çok, birilerinin hesap defterinin konuştuğu anlamına gelir.

Ve o 72 çiziğin nereden geldiği sorusu da kendiliğinden cevap bulmaya başlar.

Böyle bir durum söz konusuysa delegelerin özgür iradesi, partinin geleceği ve üyelerin siyasi tercihleri ciddi biçimde tartışmaya açılır.

Peki, ya doğru değilse?

O zaman bunu söylemenin yolu sessizlik değil, şeffaflıktır.

Seçimler öncesindeki üyelik kayıtları, üyeliklerin hangi tarihlerde yapıldığı ve ön seçim sonrasında gerçekleşen istifalar incelenmeli. Parti tüzüğü ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallar çerçevesinde gerekli açıklamalar yapılmalı.

İddialar ancak böyle aydınlatılabilir, kamuoyunun kafasındaki soru işaretleri ancak böyle giderilebilir.

Her iki durumda da artık mesele yalnızca yerel yönetimin değil, Yeni Parti Genel Merkezinin de sorumluluğundadır.

Genel Merkezin bu iddiaları ciddiyetle inceleyeceğini umuyorum.

Beklentim bu yönde.

Çünkü “Önce vatan, gerisi teferruat” diyen bir partide, üye kayıtları üzerinden yapıldığı iddia edilen hesaplar teferruat sayılamaz.

★★★

Yeni Parti'nin Karabük'te nasıl bir siyasi karşılık bulacağını zaman gösterecek. Ancak daha başlangıçta yaşanan bu tartışmalar, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir gerçeği ortaya koyuyor.

Karabük'te insanlar artık birbirinin aynı siyasi söylemlerini duymaktan yoruldu.

Emekli geçim derdinde. Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor. Gençler gelecek kaygısı taşıyor. Aileler çocuklarının yarınlarını düşünüyor.

Vatandaşın beklentisi, kendisini anlayan, sorunlarına çözüm arayan ve gerektiğinde mevcut siyasi anlayışlara alternatif olabilen bir hareket görmek.

Yeni Parti'nin ortaya çıkışında da böyle bir beklentinin bulunduğunu düşünüyorum.

Farklı siyasi geçmişlerden gelen, farklı düşüncelere sahip insanların bir araya gelmesi aslında önemli bir fırsattır. Ancak bu fırsatı değerlendirebilmek için geçmişin alışkanlıklarını, kişisel hesaplarını ve dar grup anlayışlarını geride bırakmak gerekir.

Aksi halde yeni bir parti kurmuş olursunuz ama eski siyasetin bütün hastalıklarını da beraberinizde taşırsınız.

O zaman tabelanız değişir, kadrolarınız değişir ama zihniyetiniz değişmez.

Onun için vatandaş merak ediyor: “Yeni Parti Karabük'te yeni bir umut mu, yoksa eski bir yol hikayesi mi?”

Karabük'te Yeni Parti'nin önündeki en önemli sınavlardan biri de işte budur.

Elif Köse'nin siyasi gücünden yararlanmak ya da yararlanmamak elbette parti yönetiminin değerlendireceği bir konudur. Ancak onun toplumdaki karşılığını görmezden gelmek, farklı kesimlerle kurduğu bağı küçümsemek ve parti içerisindeki farklı düşünceleri bir tehdit olarak değerlendirmek, siyasi açıdan ciddi soru işaretleri doğurur.

Unutulmasın ki bir siyasi hareketin büyümesi, kendi içindeki insanları eksilterek değil, toplumun farklı kesimlerinden yeni insanları kazanarak mümkün olur.

★★★

Son sözüm Yeni Parti Karabük İl ve Safranbolu İlçe yönetimine.

Kafanızı kumdan çıkarın!

Ortada konuşulanları duymazdan gelmek, iddiaları ortadan kaldırmaz. Sorunları görmezden gelmek de sorunların kendiliğinden çözüleceği anlamına gelmez.

Vatandaşa güven vermek istiyorsanız önce kendi partinize güven vermeniz gerekiyor.

Ön seçimlerde ve kongrede yaşanan tartışmaların üzerini örtmek yerine nedenlerini araştırın. Üyeliklerle ilgili iddiaları açıklığa kavuşturun. Farklı düşüncelere sahip insanları dışlamak yerine yan yana getirin.

İl başkanlığının görevi yalnızca yönetim listesi oluşturmak değildir. Aynı zamanda o listenin dışında kalanların da kendilerini o partinin bir parçası olarak hissedebilmesini sağlamaktır.

Genel Merkezin görevi ise yereldeki yöneticilerin kişisel hesaplarının üzerinde durarak partinin kuruluş ilkelerini ve ortak hedeflerini korumaktır.

Çünkü siyaset, birkaç kişinin kendi aralarında yaptığı hesaplarla değil, toplumun güvenini kazanarak yapılır.

Ve son olarak şunu söyleyeyim:

Bir partiyi bölmek için her zaman büyük kavgalara, gürültülü tartışmalara gerek yoktur.

Bazen bir kalem darbesi yeter.

O çizik, bugün bir ismin üzerinde olabilir. Yarın bir yönetimin, öbür gün bir partinin üzerinde...

Siz o çizikleri görmezden geldikçe onlar silinmez. Aksine derinleşir.

Ve gün gelir, silmeye çalıştığınız isimler değil, kaybettiğiniz insanlar için pişmanlık duyarsınız.

Çünkü siyasette en tehlikeli çizik, kâğıt üzerinde atılan değil, insanların gönlünde açılan çiziktir.

Ve o çizik, zamanla telafisi güç yaralara dönüşür...