8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, Pers mitolojisinin Anahita’sı İranlı kadın Maryam Mirzakhani’nin bilime yön veren ilham dolu kısacık hayatı.

Dünya Kadınlar Günü mü..?

"8 Mart, sadece bir kutlama günü değil; tarihe iz bırakmış, kalıpları kırmış, sınırları aşmış kadınları hatırlama ve anlama günüdür."

Her şeyi anlattı mı yukarıdaki bu cümle?

Kadını hemencecik tarif etti mi en kestirmesinden..?

Hayır!

Daha doğrusu görünmeyeni görünür kılan, sesi kısılmaya çalışılanı tarihe kazıyan, “olmaz” denilen her ihtimali mümkün kılan kadınların günüdür bugün aslında.

Ayrımsız her kadının günü yani...

Tanrıların da günüdür bir anlamda.

İnsanlık tarihinin bilinen ilklerinden; analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın sürmesini ve dolayısıyla bereketi simgeleyen tanrıça Kibele'nin günüdür.

Belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedilmiş verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçası Efesli Artemis'in de günüdür.

Kapadokyalı Ma'nın günüdür diğer bir anlamda.

Çatalhöyük'te metrelerce toprağın altından günümüze çıkarılan, o dönemlerde kadına verilen önemi simgeleyen Ana Tanrıça'nın da günüdür bugün.

Çünkü kadındır hepsi;
Tanrıça kadın...

Tapılan, hürmet edilen, el üstünde tutulan bereketin sembolü;
zenginliğin işareti her kadın gibi...

Kadın..!

Çocuğun anası, evin hamaratı...

O kadar mı..?

Hayır!

Toprak kadar kutsaldır kadın ve her kadın birer Tanrıça'dır; dili, dini, ırkı, rengi, geleneği, görünüşü, güzelliği, saçı, başı ne olursa olsun.

Ve bugün o kadınlardan birini, bilimin sessiz ama sarsıcı öncü isimlerinden birini anıyoruz: İranlı Maryam Mirzakhani.

★★★

Pers mitolojisinde Anahita, suların, bereketin ve bilgeliğin koruyucusudur. O, yeryüzünün damarlarında akan nehirlerin efendisi; her türlü kirliliği arındıran, zayıfı güçlendiren ve yaşamı yeniden var eden bir deniz tanrıçasıdır.

Erkek tanrıların hüküm sürdüğü o kadim panteonda Anahita, zarafeti ve sarsılmaz gücüyle dimdik durur.

Kadınlığın sadece naiflik değil, aynı zamanda hayat veren bir kudret olduğunu tüm dünyaya haykırır.

İşte 12 Mayıs 1977’de Tahran’da doğan Maryam Mirzakhani, aslında modern bilimin bağrında uyanan gerçek bir Anahita’ydı.

O, matematik dünyasının en kurak topraklarını zekâsıyla sulayan, aşılmaz denilen teoremleri ferasetiyle arındıran bir tanrıçaydı.

Ancak Maryam, mütevazı dehasıyla bu ismi kendine değil, biricik kızına miras bıraktı.

Anahita ismini evladına verirken aslında bir mesaj fısıldıyordu kulaklara:

“Ben tabuları yıktım, sen de gücünü suların sonsuzluğundan al;
Anahitalar hep var olsun, kadınlar erkek egemen dünyada hep güçlü kalsın…”

★★★

Maryam’ın hikâyesi, yerlere serdiği dev kâğıtlara diz çökmüş vaziyette karmaşık şekiller çizerek başladı.

Onun için matematik, bitmek bilmeyen bir roman yazmak gibiydi.

Denklemler onun cümleleri,
ispatlar ise romanın sürükleyici bölümleriydi.

O, matematiği çözmüyor; adeta yaşıyordu.

O sessiz tutku, onu henüz 31 yaşında profesörlük koltuğuna,
37 yaşında ise matematiğin Nobel’i sayılan Fields Madalyası’na taşıdı.

2014 yılında bu ödülü aldığında sadece bir madalya kazanmadı.

Fields Madalyası’nı alan ilk kadın olarak tarihe geçti.

Bu başarı, yüzyıllardır süregelen “matematik erkek işidir” tabusunu yerle bir eden bir dönüm noktasıydı.

O an yalnızca kişisel bir zafer değil; kadınların bilimdeki varlığının güçlü bir ilanıydı.

O gün, dünya genelinde sayısız genç kız için görünmez bir kapı aralandı.

Çünkü artık bir örnek vardı.
Bir ihtimal vardı.
Bir kanıt vardı.

★★★

Maryam Mirzakhani’nin çalışmaları, özellikle geometri ve dinamik sistemler alanında çığır açtı.

İnsanlık tarihinin yıllardır çözmeye çalıştığı karmaşık problemleri ele aldı, yeni yollar açtı.

Ulusal ve uluslararası 30’dan fazla ödül aldı.

Adı bir gezegene ve uzaya gönderilen bir uyduya verildi.

Bu, bir bilim insanı için en yüksek onurlardan biridir ve bilim dünyasında bu tür onurlar nadir görülür.

Ama o bunu başardı.

Onun hayatı sadece başarılarla dolu bir akademik biyografi değildi; acıları da vardı.

Henüz 36 yaşındayken meme kanseri olduğunu öğrendi.

Bu, hayatının en zorlu dönemeçlerinden biriydi.

Maryam, zorluklara da matematiksel bir sabırla yaklaştı. Minyon yapılı, sakin ama içten içe güçlü bir savaşçıydı o.

Erkek egemen bir bilim dünyasında var olmak kolay değildi. Çoğu zaman kadınların adının anılmadığı bir alanda, o adını zirveye yazdırdı.

Ve bunu göz boyamayla değil, zarafetine yansıyan kıvrak zekâsıyla yaptı.

Her tartışmaya üreterek, ispatlayarak cevap verdi; ses yükselterek değil.

Birleşmiş Milletler tarafından “Dünyayı Değiştiren 7 Bilim Kadını” arasında gösterildi.

Fields Madalyası’nı kazandığında İran Cumhurbaşkanı Hassan Rouhani, İslam Devrimi tarihinde bir ilk olarak Maryam’ın başörtüsüz bir fotoğrafını paylaşarak onu tebrik etti. Bu, İran İslam Cumhuriyeti tarihinde bir ruhani liderin yaptığı ilk başı açık kadın fotoğrafı paylaşımıydı. Bu sembolik adım, onun sadece bilimsel değil, kültürel bir dönüm noktası olduğunu da gösteriyordu.

Maryam hayatını kaybettiğinde İran medyası da tarihinde ilk defa tüm protokolü ihlal ederek onun başı açık fotoğrafını gazetelerinin ön sayfalarında yayımladı.

Düşünsenize; başı açık kadınların ahlak polisi tarafından tutuklandığı, kırbaçlandığı, aşağılandığı bir coğrafyada ruhani lider, idareciler ve medya bir kadının başı açık fotoğrafını paylaşıyor.
Bu, onun toplumda yarattığı saygının açık bir göstergesiydi. Ama bu saygı sadece bir bilim insanına duyulan değer değildi; bir sembole dönüşmenin de göstergesiydi.

★★★

2017 yılında, henüz 40 yaşındayken aramızdan ayrıldı.

İnsanlık için çok erken bir kayıptı.

Bilim dünyası bir dehayı,
genç kızlar bir rol modeli,
dünya ise sessiz bir kadın diriliş sembolünü yitirdi.

Ama bazı insanlar vardır; ömürleri kısa olsa da etkileri nesiller boyu sürer.

Çünkü Maryam, matematiğin kurak zeminlerini sulayan bir Anahita’ydı.

Bir isimden çok daha fazlasıydı...

Bugün Maryam Mirzakhani’nin mirası, yalnızca teoremlerde değil; hayal kurmaya cesaret eden kız çocuklarının gözlerinde yaşıyor.

Ve Maryam Mirzakhani bize şunu öğretti:

Zekâ cinsiyet tanımaz.
Bilim önyargı kabul etmez.
Cesaret, en köklü kalıpları bile kırar.
Cinsiyet değil, zihin üretir.
Önyargılar değil, emek kazandırır.
Sınırlar değil, cesaret belirleyicidir.
Kadınlar hayatın kıyısında değil, tam da merkezindedir.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Maryam’ı anmak sadece bir matematikçiyi anmak değildir.

Onu anmak; bilimin, cesaretin ve kadın iradesinin birleştiğinde neler başarabileceğini hatırlamaktır.

O, modern zamanların Anahita’sıydı.
Kurak zihinleri yeşerten, tabuları yıkan, yolu açan bir öncü…

Ve bugün, 8 Mart’ta onun hikâyesine bakarak bir kez daha hatırlıyoruz:

Kurak topraklara su taşıyan,
Karanlığa ışık olan,
Geleceğin teminatlarını yetiştiren,
Tabuları yıkan tüm kadınlara…

Her biri bir Maryam Mirzakhani olan; dili, dini, ırkı, rengi, yaşı, başı, fikri ve siyasi görüşü ne olursa olsun, açık ya da kapalı fark etmeksizin tüm Anahitaların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü; emperyalist ve Siyonist güçler tarafından yakıcı bombalarla şehit edilen 168 kız çocuğunun acılar dolu gölgesinde kutlu olsun.

Pers Mitolojisinin Anahitasi Iranli Marya Mirzakhani