Siyasetçilere fütursuzca yapıştırılmaya çalışılan ve algı oluşturmaya yönelik iddialar karşısında sessiz mi kalınacak?
“Şüyuu vukuundan beterdir” sözünü hemen hepimiz biliriz.
Ancak anlamı üzerinde yeterince durmayız.
Bu söz; bir olayın gerçekleşmesinden çok, o olayın duyulmasının, yayılmasının ve hakkında dedikodu üretilmesinin daha büyük zararlara yol açabileceğini anlatır.
Bugünkü köşe yazımızın konusu da tam olarak bu…
Son günlerde Karabük Belediye Başkanı Özkan Çetinkaya hakkında akıl ve mantık sınırlarını zorlayan birtakım iddialar ortaya atılıyor.
Üstelik bu iddialar, herhangi bir belgeye veya somut bilgiye dayandırılmadan son derece fütursuzca dile getiriliyor.
İddiaya göre özel bir şahsa ait 15 dönümlük arazi üzerinde yapılması planlanan 500 konutluk proje için gerçekleştirilecek imar revizyonu karşılığında belediyeye 15 milyon lira yatırılmış.
Her şeyden önce belediyelerin gelirleri, bağışları ve mali işlemleri belirli mevzuat hükümlerine tabidir.
Belediyenin hesabına yatırılan yüksek miktarlı bir para, kaynağı ve amacı belirsiz biçimde kabul edilip kullanılamaz.
Bu tür işlemlerin kayıt altına alınması ve ilgili belediye organlarının karar süreçlerinden geçmesi gerekir.
Dolayısıyla biri çıkıp, “Şu kişi belediyenin hesabına 15 milyon lira yatırdı” diyorsa, bilin ki deli saçmalığıdır.
Aksi halde yapılan şey habercilik veya eleştiri değil, kamuoyunu yönlendirmeye ve algı oluşturmaya yönelik mesnetsiz bir iddiadan ibarettir.
Bu iddia karşılık bulmayınca, bu kez başka bir başka senaryo gündeme getirildi.
Söz konusu paranın, belediyenin satın aldığı yeni nesil ışıklı cadde ve sokak aydınlatma direklerinin bedeline karşılık, ilgili şirketin hesabına yatırıldığı öne sürüldü.
Bu iddia da en az ilki kadar ciddi tutarsızlıklar barındırıyor.
Bir belediyenin satın aldığı mal veya hizmetin bedeli; ihale, sözleşme, fatura, hak ediş ve muhasebe kayıtları üzerinden ödenir.
Belediyeye ait bir borcun, iddia edildiği biçimde üçüncü bir kişi tarafından şirket hesabına yatırılması ve belediyenin borcundan mahsup edilmesi, açıklanması gereken son derece ciddi hukuki ve mali sonuçlar doğurur.
Böylesine ağır bir iddiayı ortaya atan kişi, hele de başkan yardımcısını arayıp bu iddiaları gözdağı verircesine tehdit etmesi de tam düşündürücü bir harekettir.
Yoksa yalnızca “Bir senaryo kuralım, nasıl olsa izi kalır” düşüncesiyle mi hareket ediliyor?
Bir belediye başkanına, milletvekiline ya da siyasi parti il başkanına bu kadar ağır ithamlar gelişi güzel yöneltilemez.
Elbette siyasetçiler kamuoyu adına takip edilir.
İcraatları sorgulanır, yanlışları eleştirilir ve gerektiğinde haklarında ortaya atılan ciddi iddialar haberleştirilir.
Ancak iddia ne kadar ağırsa habercinin sorumluluğu da o kadar büyüktür.
Tabi aklı sıra bu operasyonu yapmaya kalkışanın gazeteci olup olmadığı da ayrıca tartışılır.
Belgesiz, dayanaksız ve kaynağı belirsiz suçlamaları gerçekmiş gibi kamuoyuna sunmak habercilik değildir.
Hele ki konu “rüşvet” gibi son derece ağır ve yıpratıcı bir suçlama ise çok daha dikkatli olunmalıdır.
Henüz 35 yaşında belediye başkanı seçilmiş genç bir siyasetçi hakkında böylesine ölçüsüz biçimde rüşvet algısı oluşturulmaya çalışılması ayrıca düşündürücüdür.
Genç yaşta siyasette başarı elde etmiş bir ismin üzerine neden böyle sistemli bir şaibe gölgesi düşürülmek istenmesine de detaylı bakmak gerekir.
Ortada gerçekten bir belge mi var, yoksa üretilen senaryolarla algı operasyonu mu yürütülüyor?
Basının görevi siyasetçileri alkışlamak olmadığı gibi, belgesiz suçlamalarla mahkum etmek de değildir.
Bizler siyasetçileri takip ederiz, eleştiririz, doğru yaptıklarında takdir ederiz.
Fakat “Aklıma bir senaryo geldi, bunu üzerine yapıştıralım” anlayışıyla hareket edemeyiz.
Çünkü atılan çamurun izi kalır.
İşte tam da bu nedenle atalarımız, “Şüyuu vukuundan beterdir” demiştir.
Bir kişi hakkında yaşanmış ya da hiç yaşanmamış bir olaydan daha kötüsü; o olay üzerinden üretilen dedikoduların, iftiraların ve algı operasyonlarının toplumda gerçekmiş gibi karşılık bulmasıdır.
Eleştiri başka, iftira başkadır.
Habercilik başka, algı oluşturmak başkadır.
Unutulmamalıdır ki böylesine ağır ithamların hem vicdani hem de hukuki bir sorumluluğu vardır.
İnsanların şeref ve itibarını hedef alan alçakça algı operasyonlarına ne kul “iyi” der ne de Allah…
