Mafyavari dizilerde yaralıları veterinere götürürlerdi; Karabük Üniversitesi'nde ise Tıp ve Diş Fakülteleri veterinerlere emanet edildi! Dizi tadında atamalar...
Akademik dünya, bir ülkenin sadece bugünün değil, geleceğinin de inşa edildiği yerdir.
Hele ki söz konusu insan sağlığı, tıp eğitimi ve geleceğin cerrahlarını yetiştirmekse, orada hata payı sıfıra inmeli, liyakat ise en sarsılmaz kriter olmalıdır. Ancak Karabük Üniversitesi’nde (KBÜ) son günlerde yaşanan atamalar, liyakat terazisinin ne denli şaştığını ve akademik yapılanmanın nasıl bir "absürtlükler silsilesine" dönüştüğünü bir kez daha gözler önüne serdi.
Öyle ki insan düşünmeden edemiyor, "İnsan sağlığı kimlere emanet?" diye...
Rektör Prof. Dr. Fatih Kırışık’ın imzasıyla, KBÜ Tıp Fakültesi Dekanlığına Prof. Dr. Hasan Solmaz, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanlığına ise Prof. Dr. Tahir Kahraman atandı. Buraya kadar her şey bürokratik bir akış gibi görünebilir. Ancak asıl mesele, her iki hocamızın da Veteriner Fakültesi mezunu olmasında gizli.
Bu noktada Sayın Rektör Kırışık’a sormadan edemiyorum:
Televizyon kanallarında yayınlanan o "mafyavari" dizilerde, vurulan yaralı arkadaşlarını normal hastane yerine gizlice veterinere götüren figüranların hareketlerine bakarak mı bu kararları verdiniz?
İnanın kamuoyu gibi ben de bunu çok merak ediyorum. Zira tıp eğitimi ile veterinerlik arasındaki farkı bu kadar "esnek" gören bir anlayışın başka bir izahı olması çok zor.
Neye göre karar verdiniz?
Sizin için hangi değerler ön plandaydı?
Akademik Etik mi, Yoksa "Ben Yaptım Oldu" mu?
(Aslında hafızalarımızı biraz tazelediğimizde, "Karabük Üniversitesi'nde Yaşanan Saçmalıklar" filmini şöyle bir geri saralım; çok değil, 2023 yılının Şubat ayına gidelim.
Hatırlayalım!
Karabük'ün ve gözbebeği üniversitesinin sosyal medyalarda, ulusal basında ve hatta dünya gündeminde nasıl bir dalga konusu olduğunu.
Dönemin Rektörü Refik Polat, KBÜ Başak Cengiz Mimarlık Fakültesi Dekanlığına İlahiyat mezunu Prof. Dr. Muhittin Kapanşahin'i atamıştı. Bu absürt atama yerel basından kamuoyuna yansıyınca bir anda ulusal gündeme oturmuştu. Öyle bir tepki dalgası oluştu ki Kapanşahin hoca, yaşanan liyakatsizliğe daha fazla dayanamayıp bir hafta sonra istifa etmek zorunda kalmıştı. Rektör Polat ise "Hocam daha fazla yıpranmasın diye istifasını ben istedim" diyerek durumu kurtarmaya çalışmıştı.
O haberi okumak için tıklayın!)
Kuşkusuz veteriner hekimlik çok saygın ve zorlu bir meslektir, saygı duyarım; (torunum bile kendine geleceğindeki meslek olarak veterinerliği seçmiştir) ancak tıp eğitimi ile arasındaki fark, uçak mühendisliği ile makine mühendisliği arasındaki fark kadar keskindir. Birine "motor" dedik diye diğerini uçak tasarlamaya atayamazsınız.
Bir veteriner hekim, bir cerrahın eğitim müfredatını nasıl kurgulayabilir?
TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) ağırlığını, hastane kliniklerinin işleyişini, insan anatomisi üzerindeki o ince işçiliği bir tıp doktoru kadar kavrayabilir mi?
Bu atamalar, doğrudan insan hayatına dokunan fakültelerin akademik hafızasına ve kimliğine vurulmuş bir darbedir. Karabük kamuoyunda yükselen itiraz ve eleştirel sesler haklıdır ve doğrudur:
"Koskoca Tıp Fakültesinde, kendi içinden çıkmış bir profesör yok mu?"
Eğer bir üniversite, tıp fakültesinin başına tıp doktoru bulamıyorsa bu bir yönetim zafiyetidir. Yok, eğer tıp doktoru varken veteriner kökenli birini atıyorsa bu; liyakatin yerine başka "kriterlerin" geçtiğinin ilanıdır.
Şehircilikten bahsettiğimiz yazılarımızda "belediyecilik vitrin değil, vicdan işidir" demiştik. Akademi için de aynısı geçerli: Akademi, kadrolaşma alanı değil, uzmanlaşma alanıdır.
Tıp eğitimini tıpçılara, diş hekimliğini diş hekimlerine bırakmadığınız sürece; o fakültelerden mezun olacak gençlerin ne kadar yetkin yetiştirileceğini ancak Allah bilir.
Karabük Üniversitesi son yıllarda çeşitli tartışmalarla ulusal gündeme sıkça geliyor. Hem de akla mantığa sığmayan, insana küçük dilini yutturan iddialarla. Ancak bu kez konu doğrudan sağlık ve eğitim kalitesi.
Sayın Rektör’ün; bir şehrin üniversitesini derinden etkileyen ve o kurumun gelecek yıllardaki kalite düzeyini belirleyen bu "dizileri aratmayan" atama kararlarını, üniversitenin akademik saygınlığı adına yeniden muhakeme etmesi elzemdir.
Aksi takdirde bu durum liyakatin değil, "ben yaptım oldu" mantığının Karabük’teki en trajikomik hatırası olarak tarihe geçecektir.
★★★
Güldünüz mü..?
Gülmeyin!
Bu olay tarihe sadece basit bir trajikomik hatıra olarak geçmeyecek;
Karabük'e ve Karabük'ün gözbebeğinin dibine kibrit suyu dökecek...
★★★
"Bana ne, umurumda değil, yine de gülmek istiyorum" diyorsan vaziyeti anlatan bu şovu seyret:
