Karabük Belediye Başkanı Özkan Çetinkaya, bu sabah basın mensuplarıyla gerçekleştirdiği kahvaltı programında kullandığı sert ve tehditkar ifadelerle kamuoyunun gündemine oturdu.
Karabük Belediyesi’nin son iki yılda yaptığı çalışmalar ve planlanan projeler hakkında konuşan Çetinkaya’nın özellikle parklara zarar verenler ve şehir merkezinde “istenmeyen kişiler” olarak tanımladığı kesimlere yönelik kullandığı ifadeler, ciddi soru işaretleri oluşturdu.
Bir belediye başkanından beklenen hukukun üstünlüğünü, kamu düzenini ve toplumsal barışı temsil eden bir dil kullanması gerektiği vurgulanırken, konuşmasında yer alan “yamultacaksın”, “it kopuk istemiyoruz”, “çakma mafya”, “gerekirse suyunu, elektriğini keserim”, “otobüse bindirmem” gibi ifadeler, kamu yönetimi anlayışından çok öfke dili ve ayrıştırıcı bir üslup olarak değerlendirildi.
“SUYUNU KESERİM” ÇIKIŞI HUKUK TARTIŞMASI BAŞLATTI
Özellikle “Parka zarar verenin suyunu keserim, sosyal tesislere sokmam, belediyede ne kadar imkan varsa engellerim” sözleri, yerel yönetimlerin yetki sınırları ve temel vatandaş hakları açısından tartışma doğurdu.
Çetinkaya “Kusura bakmayın; Biz bu şehri böyle saldık çayıra, mevlam kayıra, çöpümü atarım, burayı yakarım, şimdi kameralar geliyor parklara. Kendi evladım olsun, kendi babamın oğlu olsun, o salıncağın zinciri kıranı yamultacaksın. Savcılıkta da sonuna kadar da soracağım. Yani bugün sen koskoca masayı yaklaşık yarım saat uğraşıyorsun ya. Utanmadan soba kurup da yakacak ya. Zoruma gidiyor ya. Lan beş kuruş para bulacağım diye kapı kapı gez, çoluğun çocuğun yüzünü unut, gece birde uykusuz arabanın içinde uyu gel. Şuraya bir park yap. Biz şurada olsak vallahi billahi kavga ederim ya. Şimdi hayır efendim. Bu tarz tipleri Karabük'te istemiyoruz kardeşim. Gerekirse yakalarsam suyunu, elektriğini keserim. Sosyal tesislere girişleri yasaklarım. Otobüse binişleri yasaklarım. Parka, devlet malına zarar vereni otobüslere sokmam. Belediyede ne kadar imkan varsa engellerim.” diye konuşmuştu.
Belediye hizmetlerinin kişisel öfke, siyasi bakış veya bireysel değerlendirmelerle değil, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yürütülmek zorunda olduğu bu konuşmalar sonrası yeniden hatırlatıldı.
“BELEDİYE HİZMETİ CEZALANDIRMA ARACI OLABİLİR Mİ?”
Bir kamu yöneticisinin suç işlediği iddia edilen kişilere yönelik cezayı mahkemeler yerine kendi idari imkanlarıyla uygulayacağını ima etmesi, “hukuk devleti” ilkesinin sorgulanmasına neden olacağına işaret edilirken, Türkiye’de hiçbir belediye başkanının su, ulaşım veya kamu hizmetlerini kişisel değerlendirmeye göre bir “cezalandırma aracına” dönüştürme yetkisi bulunmadığının da kamuoyu tarafından altı çizildi.
“İT KOPUK”, “SERSERİ”, “ABİDİK GUBİDİK TİPLER” SÖZLERİ ÇOK TARTIŞILACAK
Çetinkaya’nın konuşmasındaki bir diğer dikkat çeken bölüm ise şehir merkezinde dolaşan bazı kişilere yönelik kullandığı “it kopuk”, “serseri”, “abidik gubidik tipler” gibi ifadeler oldu.
Başkan Çetinkaya konuşmasında;“Öyle bakıyorum çarşıda abidik gubidik tiplerin işleri yok abi. Biz şehirde it kopuk serseri istemiyoruz. Karabük'e gelen adam önünü iliklesin, adam gibi gelsin, beyefendi gibi gezsin çarşıda. Karabük kültürlü insanların, seviyeli insanların, emekçi insanların yaşadığı yer. Düzgün duruşlu, namuslu insanların yaşadığı yer. Birisi zerduşluk yapacaksa, şehrimizin çarşısına gelmesin kardeşim. Ben seni istemiyorum kardeşim. Adam olacaksın kardeşim. Tamam mı? Senin için şehirde çakma mafya, çete ağır abi istemiyoruz. Efendi olacaksın, hürmetkar olacaksın. Karabük böyle insanların barınacağı yer değil. Ağır abi, bilmem ne abi, arkada iki kişi, çarşıda racon macon hiç iş değil. Derdi olan gelsin, ama çarşıda dolaşmasın.” ifadelerini kullanmıştı.
Bir belediye başkanının toplumun belirli kesimlerini aşağılayıcı, dışlayıcı ve hedef gösterici bir dil kullanması sosyal barış, toplumsal aidiyet ve kent kültürü açısından da acaba eleştirilere neden olacak mı?
“KİMİN ŞEHİRDE DOLAŞACAĞINA KİM KARAR VERECEK?”
Karabük’ün “kültürlü, seviyeli, emekçi insanların yaşadığı yer” olduğunu vurgulayan Çetinkaya’nın, bu tanımın dışında gördüğü insanları şehir yaşamından dışlamaya dönük ifadeleri ise “Kim karar verecek?”, “Bir insanın şehirde dolaşma hakkını kim belirleyecek?” sorularını beraberinde getirdi.
Kamuoyunda şimdi en çok konuşulan konu ise; Bir belediye başkanı, öfkesini ve tepkisini bu kadar sert ve argo ifadelerle mi göstermeli? Yoksa hukukun ve devlet ciddiyetinin gerektirdiği dili mi kullanmalı?
SERT YÖNETİM Mİ, ÖTEKİLEŞTİRİCİ DİL Mİ?
Elbette kamu malına zarar verilmesine toplumun hiçbir kesimi sıcak bakmaz. Parkların tahrip edilmesi, şehir düzeninin bozulması ve vatandaşların huzurunun kaçırılması kabul edilemez.
Ancak demokratik hukuk devletlerinde çözüm olarak kişileri hedef gösteren, aşağılayan veya belediye hizmetleriyle tehdit eden açıklamalar değil, hukuki süreçlerin işletilmesiyle sağlanır.
Başkan Çetinkaya’nın açıklamaları Karabük’te uzun süre tartışılacağa benziyor.
Özellikle kullandığı dilin gençler, dar gelirli kesimler ve toplumun dışlanan grupları üzerinde nasıl bir etki oluşturacağı ise merak konusu olurken, birçok vatandaş da “sert yönetim” ile “ötekileştirici dil” arasındaki çizginin aşılmaması gerektiğini savunuyor.