Önce Şanlıurfa’da ardından da Kahramanmaraş’ta bir okulda yaşanan acı olaylar son dönemde çocuklar ve gençler arasında ciddi derecede artan şiddet olaylarını bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Özellikle televizyon kanallarındaki dizi/filmlerin ve oynadıkları bilgisayar oyunlarının etkilerinin bu durumda çok fazla ön planda olduğu iddia edilirken konuya uzman bir isimden açıklama geldi.
Uzman Psikolog Zehra Şeleci Yaycılı, Onedio’ya yaptığı özel açıklamalarda “Dizi, film ve oyunlardaki şiddet içerikleri çocukların şiddete yönelik davranışlarını artırmaktan çok normalleştirme ve model olma etkisi yaratır. Ancak her ekran kullanan çocukta şiddet görülmez; risk daha çok kontrolsüz kullanım ve yaşa uygun olmayan içeriklerde artar” yorumunu yaptı.
İşte bir uzman gözüyle Psikolog Zehra Şeleci Yaycılı ile yaptığımız “Çocuk ve ergenlerde artan şiddet olayları” konulu röportajımızın detayları:
-Çocuklarda özellikle son dönemde bu şiddet eğilimleri neden arttı? İzlenen dizi/filmler ya da oynanan oyunlar bu durumda ne kadar etkili?
“Çocuklarda şiddet arttı” dediğimiz şey aslında birden fazla risk faktörünün aynı anda yoğunlaşması ile ortaya çıkıyor. Son dönemde özellikle duygu düzenleme becerilerinin zayıf olması, çocukların öfke ve hayal kırıklığıyla baş etmekte zorlanmasına neden oluyor. Dizi, film ve oyunlardaki şiddet içerikleri ise bu davranışları artırmaktan çok normalleştirme ve model olma etkisi yaratır. Ancak her ekran kullanan çocukta şiddet görülmez; risk daha çok kontrolsüz kullanım ve yaşa uygun olmayan içeriklerde artar. En belirleyici faktör ise çocuğun evde gördüğü iletişim ve sınır koyma biçimidir. Yani ekran etkili bir unsur olsa da, asıl belirleyici olan çocuğun çevresi ve duygusal becerileridir.”
-Sekizinci sınıfa giden, henüz 13-14 yaşında olan bir çocuğun bu şekilde bir olay yaşatması neyin sonucu olabilir?
“Bu tür olaylar tek bir nedene bağlı değildir; genellikle birçok risk faktörünün bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Ergenlik döneminde yoğun öfke, değersizlik ve umutsuzluk gibi duygular daha derin ve zorlayıcı yaşanabilir. Duygu düzenleme ve dürtü kontrolü yeterince gelişmediğinde, çocuklar bu yoğun duygularla sağlıklı şekilde baş etmekte zorlanabilir. Akran ilişkilerinde dışlanma, yalnızlık, aidiyet eksikliği ya da zorbalık gibi yaşantılar süreci daha da ağırlaştırabilir. Şiddete maruz kalma, şiddeti model alan dizi/oyun/içeriklere yoğun ve denetimsiz maruz kalma ya da şiddetin bir “çözüm yolu” gibi sunulması bu riski artıran önemli etkenler arasındadır. Bunun yanında silaha veya benzeri araçlara erişimin mümkün olması, düşüncenin davranışa dönüşmesini kolaylaştıran kritik bir faktördür. Tüm bunlara ek olarak çocuğun yaşadığı duygusal yükün fark edilmemesi ve yeterli destek sisteminin olmaması da bu tür trajik sonuçlara zemin hazırlayabilir.”
-Bu yaşta oluşan bu psikoloji ve saldırganlığın sebebi çevresel etkiler mi yoksa aileden gelen bir durum mu?
“Bu yaşta görülen saldırganlık ve riskli davranışlar genellikle tek bir nedene bağlı değildir; aile ve çevresel faktörlerin birlikte etkileşimiyle ortaya çıkar. Aile içindeki iletişim biçimi, sınırların tutarlılığı ve çocuğun duygusal olarak ne kadar desteklendiği önemli bir temel oluşturur. Bunun yanında okul ortamı, akran ilişkileri, zorbalık ya da dışlanma gibi yaşantılar çocuğun hassasiyetini artırabilir. Dijital dünyada şiddet içeriklerine yoğun ve denetimsiz maruz kalmak da şiddeti normalleştirme ve model alma açısından etkili olabilir. Her çocuk aynı koşullardan aynı şekilde etkilenmez; bireysel mizaç, dürtü kontrolü ve duygusal dayanıklılık da bu süreçte belirleyicidir. Bu nedenle bu tür davranışlar çoğunlukla aile, çevre ve bireysel özelliklerin bir araya gelmesiyle oluşan çok katmanlı bir sürecin sonucudur.”
-Şiddete eğilimli çocuk nasıl anlaşılır, aileler ne gibi önlemler almalı?
“Şiddete eğilimli çocuklardan ziyade, risk sinyalleri gösteren çocuklardan bahsetmek daha doğrudur; çünkü bu davranışlar erken fark edildiğinde büyük ölçüde önlenebilir. Yaşına uygun olmayan şekilde sık ve yoğun öfke patlamaları, vurma–itme gibi davranışların tekrarlayıcı hale gelmesi ve başkalarına zarar verme temalı oyunların ısrarla sürdürülmesi dikkat edilmesi gereken işaretlerdir. Bunun yanında empati kurmada zorlanma, akran ilişkilerinde ciddi sorunlar, dışlanma ya da yalnızlık ve şiddet içeriklerine yoğun ilgi de risk göstergeleri arasında yer alır. Aileler bu süreçte net ve tutarlı sınırlar koymalı, şiddet davranışına kesin bir sınır çizerken duyguyu kabul eden bir yaklaşım benimsemelidir. Ev içinde şiddetsiz iletişim modeli sunmak, ekran kullanımını denetlemek ve çocuğa öfkesini düzenleyebileceği alternatif yollar öğretmek oldukça koruyucudur. Bu tür belirtiler kalıcı hale geliyorsa vakit kaybetmeden okul ve uzman desteği almak önemlidir; çünkü erken müdahale en güçlü koruyucu etkidir.”
-Çocukların arkadaş çevresinde şiddete eğilimli çocuk olduğu düşünülürse ne yapılmalı?
“Çocuğun arkadaş çevresinde şiddet eğilimli davranışlar gösteren bir akran olduğu düşünülüyorsa, yaklaşımın temelinde yasaklamak değil, korumak ve yönlendirmek olmalıdır. Çünkü bu yaşta arkadaşlık ilişkisini bir anda kesmek çoğu zaman ters etki yaratabilir.
Öncelikle ebeveyn çocuğu suçlamadan ve panik yaratmadan durumu gözlemlemelidir. Çocuğun bu ilişkiden nasıl etkilendiği (davranış değişikliği, öfke artışı, agresif oyunlar, içe kapanma vb.) takip edilmelidir. Ardından çocukla açık ama yargısız bir iletişim kurularak arkadaşlık ilişkisi hakkında konuşulmalı, “Bu arkadaşın yanında kendini nasıl hissediyorsun?” gibi sorularla farkındalık geliştirilmelidir.
Şiddet içeren davranışların normalleşmesine izin verilmemeli, çocuğa net sınırlar öğretilmelidir: “Şiddet içeren bir davranış olduğunda orada durmaman ve uzaklaşman gerekir.”
Aynı zamanda çocuğun alternatif ve güvenli sosyal gruplara yönlendirilmesi (spor, sanat, okul etkinlikleri gibi) çok önemlidir.
Eğer çocuk bu ilişkiden belirgin şekilde olumsuz etkileniyor, davranış değişiklikleri artıyor ya da şiddet davranışlarını taklit etmeye başlıyorsa, bu durumda okul ile iş birliği yapılmalı ve gerekirse uzman desteği alınmalıdır. Buradaki amaç çocuğu izole etmek değil, sağlıklı sosyal çevre becerisi kazandırmaktır.”
-Yaşanan şiddet olaylarının ardından doğrudan ya da dolaylı olarak konuya maruz kalan çocukların psikolojisini düzeltmek için ailelere neler düşüyor?
“Yaşanan şiddet olaylarına doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalan çocuklarda korku, kaygı, güven kaybı ve ayrılma isteksizliği görülebilir; bu süreçte ailelerin tutumu belirleyicidir. Öncelikle çocuğun duyguları küçümsenmeden kabul edilmeli, “korkman normal” gibi sakin ve güven veren bir yaklaşım kullanılmalıdır. Olayla ilgili konuşmalar çocuğun yaşına uygun şekilde, kısa ve net tutulmalı; detay ve görüntü maruzluğundan kesinlikle kaçınılmalıdır.
Aileler günlük rutinleri mümkün olduğunca korumalıdır; çünkü düzen ve öngörülebilirlik çocukta güven duygusunu yeniden inşa eder. Çocuğun soru sormasına izin verilmeli ancak zorlayıcı sorgulamalardan kaçınılmalı, oyun ve resim gibi doğal ifade yolları desteklenmelidir. Bu dönemde ebeveynin kendi kaygısını düzenleyebilmesi de çok önemlidir; çünkü çocuklar en çok yetişkinlerin duygusal tepkilerinden etkilenir.
Eğer korku, uyku sorunları, okula gitmek istememe ya da yoğun kaygı uzun süre devam ederse, gecikmeden okul ve uzman desteği alınmalıdır.”
-Akran zorbalığı nedir? Akran zorbalığına maruz kaldığı düşünülen çocuk için ne yapılmalı?
“Akran zorbalığı, bir çocuğun yaşıtları tarafından sürekli, kasıtlı ve güç dengesizliği içeren şekilde fiziksel, sözel, sosyal ya da dijital yollarla zarar görmesidir. Tek seferlik bir tartışmadan farklı olarak süreklilik ve güç üstünlüğü içerir.
Akran zorbalığına maruz kaldığı düşünülen çocuk için öncelikle aile çocuğu dikkatle dinlemeli, yargılamadan ve “abartıyor olabilirsin” demeden yaşananları anlamaya çalışmalıdır. Çocuğun duyguları ciddiye alınmalı ve yalnız olmadığı hissettirilmelidir. Ardından okul ile hızlı şekilde iletişime geçilerek durum paylaşılmalı ve ortak bir müdahale planı oluşturulmalıdır. Çocuğa kendini koruyabileceği güvenli yollar öğretilmeli (hayır deme, uzaklaşma, yetişkine haber verme gibi) ve sosyal destek alanları güçlendirilmelidir. Eğer etkiler yoğun (korku, okul reddi, uyku sorunları vb.) devam ediyorsa profesyonel destek alınmalıdır.”
-Akran zorbalığında bulunan çocuk için ne yapılmalı?
“Akran zorbalığı davranışı gösteren çocuk için yaklaşımın temeli “etiketlemek” değil, davranışı anlamak ve değiştirmektir. Öncelikle bu davranışın hangi duygudan (öfke, dışlanma, dikkat çekme, güç kurma ihtiyacı) kaynaklandığı araştırılmalıdır. Çocuğa net ve tutarlı sınırlar konulmalı, “şiddet ya da zorbalık kabul edilemez” mesajı açık şekilde verilmelidir.
Aile ve okul birlikte çalışarak çocuğa alternatif davranışlar öğretilmelidir; problem çözme, empati kurma ve duygularını sözel ifade etme becerileri desteklenmelidir. Ev içinde model olan iletişim dili çok önemlidir; bağırma, tehdit ya da fiziksel tepki normalleştirilmemelidir.
Davranış tekrarlıyorsa sadece uyarı değil, yapılandırılmış müdahaleler ve gerekirse profesyonel destek sürece dahil edilmelidir. Amaç çocuğu dışlamak değil, zarar veren davranışı durdurup sağlıklı sosyal beceriler kazandırmaktır.”
-Çocuk için eğitim gerçekten ailede mi başlar?
“Evet, çocuğun ilk öğrenme ve sosyal gelişim ortamı büyük ölçüde ailedir; bu nedenle eğitim en erken dönemde ailede başlar. Çocuk, değerleri, sınırları, iletişim biçimini ve problem çözme yollarını önce aile içinde gözlemler ve içselleştirir.
Ancak bu, eğitimin sadece aileyle sınırlı olduğu anlamına gelmez. Okul, akran ilişkileri ve sosyal çevre de çocuğun gelişiminde güçlü ve tamamlayıcı bir rol oynar. En sağlıklı gelişim, aile ve okulun tutarlı bir şekilde birlikte çalışmasıyla mümkündür.
Kısacası, temel ve ilk model ailede oluşur; ancak çocuğun kişiliği ve davranışları çevreyle birlikte şekillenir.”