KARABÜK BASININDA İTİBAR EREZYONU VE SİYASİ HİMAYE

Karabük basının son 3-5 yıldır itibar kaybetmesi ve yozlaşması karşısında sadece seyirci kalınıyor ve düzeltme yolunda çalışma sergilenemiyor.

Abone Ol

32 yıllık basın hayatımın belki de en seviyesiz, en yıpratıcı son üç-beş yılını yaşıyorum.

2009 yılından bu yana internet haberciliği yapıyoruz.

Abartısız söylüyorum; Karabük Net Haber, bu ilin ilk internet haber sitelerinden biridir.

Her neyse…

İnternet haberciliği ve ardından hızla büyüyen sosyal medya etkileşimi, Anadolu basınında köklü bir dönüşüm yarattı.

Fakat bu dönüşüm, beraberinde ciddi bir kalite erozyonunu da getirdi.

Hiçbir mesleki birikimi olmayan, gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan kişiler, sadece bir sosyal medya hesabı açarak, ellerinde cep telefonu ile kendilerini “basın mensubu” ilan etmeye başladı.

Üstelik ne yazık ki, bu kişiler bazı çevreler tarafından kolayca kabul görüyor.

Neden kabul görüyorlar?

Çünkü yarın bir gün ‘kullanılabilir’ özellikler taşıyorlar.

Özellikle siyasetin içinde yer alan bazı zihniyetler, ihtiyaç duyduklarında birilerinin önünü kesmek, itibar suikastı yaptırmak ya da basın ahlakı ve meslek etiğiyle bağdaşmayan işlerde kullanmak üzere bu tip isimlere alan açıyor.

Bugün birkaç sosyal medya hesabıyla ‘gazeteci’ sıfatını kullananların yarın zaten ortada kalacağı da kesin.

Ama onların bıraktığı itibar enkazını toplamak, gerçek gazetecilere düşecek.

Her sektörde olduğu gibi Anadolu’daki yerel basında da bir eleme süreci vardır. Ancak bu süreç ağır işler. İşini düzgün yapan, mesleğine emek veren insanlar elek üzerinde kalırken, basının gücünü farklı amaçlarla kullanmak isteyenler sonunda elenir. Fakat bu eleme süreci 5–6 yılı bulur. O süre içinde ise o şehrin yerel basını ciddi bir itibar kaybı yaşar.

Hiçbir mesleki geçmişi olmayan, sadece sosyal statü kazanmak ya da kolay para elde etmek için basın sektörüne giren kişiler, Karabük yerel basınının saygınlığını ve irtifasını son yıllarda ciddi şekilde düşürdü.

Bir şehrin basını ne kadar güçlü ve itibarlıysa, o şehrin demokrasisi de o kadar sağlıklıdır.

Basının itibar kaybettiği yerde, önce gerçekler, sonra da güven duygusu kaybolur.

Öyle ki; cebinde para kalmayınca, “Şu firmaya saldırayım, bu iş insanını zan altında bırakayım, sonra da el altından paramı alayım” düşüncesiyle hareket edenler var.

Telefonunu eline alıp sosyal medya hesabını açıyor ve başlıyor yazmaya:

“Bu firma neden bu kadar iş alıyor, her yerde tabelası var, bu paraları nasıl kazanmış?”

Ya da bir iş insanının özel hayatına dair akıl almaz iftiralar, karalamalar…

Amaç açık:

“Aman bu yazıyı kaldır, şu kadar para verelim” noktasına getirmek.

Karabük yerel basınında “gazeteciyim” diye ortada gezenlerin azınlık bir kısmının amacı da tam olarak bu.

O firmanın kaç kişiye istihdam sağladığı, o iş insanının kaç ailenin geçimine katkı sunduğu kimsenin umurunda değil.

Fakat şu iyi bilinmeli ki; Bugün sosyal medyada yazdıkları ile zan altında bırakanlar, zamanla kendi itibarlarının yerle bir olduğunu gördüklerinde gerçeği anlayacaklardır ve nitekim de örneklerini yaşamaya başladık.

En acı tarafı ise şu:

Firmaları ve iş insanlarını hedef alan, ticari ve şahsi itibar kaybına yol açan bu tür eylemler, çoğu zaman adalet karşısında cezasız kalıyormuş gibi bir algı var.

Bu da basına karşı ciddi bir güvensizlik yaratıyor.

Öte yandan yine el altından dağıtılan zarflar uğruna, bugün yanlış dedikleri ve eleştirdiklerini yarın savunanlar ve yanlışa bile bile doğru diyenler.

Doğru olduğu herkesçe bilinen haberlere karşı yalanlama ve karalama kampanyaları başlatanlar.

İşte bunlarda maalesef sözde bizim meslektaşımız.

Bunları yazarken insan gerçekten utanıyor.

Ama maalesef gerçek bu…

Bir şehirde gazetecilik, ‘kimden ne koparırım’ anlayışına dönüşmüşse, orada artık basın değil, aracılık faaliyeti vardır.

Bir de kamu kurumlarında çalışıp, buna rağmen olmayan gazetecilik sıfatı ile sağa sola saldıran, itibar suikastı yapanlar var.

Peki, bu cesaret nereden geliyor?

Siyasi abilerinden.

Neden sahip çıkılıyor?

Çünkü yarın bir gün birilerine saldırmak, birilerinin itibarını zedelemek gerekirse, hazır bir tetikçi bulundurulmuş oluyor.

Ama o zihniyette olanlar da gördü ki;

Çakal, çakaldır...

Bugün başkasına saldıran, yarın fırsatını bulduğunda kendisine sahip çıkanın da boğazına sarılmaktan çekinmez.

Gazetecilik mesleği, kimsenin siyasi hesaplarının arka bahçesi değildir ve olmamalıdır da.

O gün gelince kullanırım anlayışı, basını değil, o zihniyeti de kirletir.

Şimdi işine geldiği için susanlar, yarın bu düzenin hedefi olduklarında konuşacak mecra bile bulamayacaklarını da iyi bilmelidir.

Peki, Karabük yerel basınında oluşan bu yozlaşma ve bozulma düzelir mi?

Karabük’te yerel basın mensuplarının en fazla üye olduğu iki dernek var.

Biri, Karabük Gazeteciler ve İletişim Derneği,

Diğeri ise adına “cemiyet” dense de Karabük Gazeteciler Derneği.

Bu iki derneğin yöneticileri aynı masa etrafında toplanıp radikal kararlar almadıkça, ciddi, kararlı, samimi adımlar atmadıkça Karabük yerel basını itibar kaybetmeye, güven yitirmeye ve yozlaşmaya devam edecektir.

Ama gelin görün ki, bu nasıl olacak?

Kongrelerinde bile hile hurdaya bulaşmış, seçimleri mahkeme kararıyla iptal edilmiş yapılarla aynı masaya oturulduğunda, ne kadar yol alınabilir?

O zihniyeti taşıyanlar oldukça maalesef düzelmez.

Aslında, sorun sadece birkaç kişinin meslek dışı davranışı değil.

Sorun, bu davranışlara göz yuman, hatta o an işine geldiği için destek veren anlayışın ta kendisidir.

Basın, kirli hesapların aracı değil, toplumun vicdanı olmak zorundadır.

Basının gücünü şantaj aracı haline getiren ve yozlaştıranlar, sadece hedef aldıkları insanlara değil, başta kendilerine ve bu mesleğe yıllarını veren herkese zarar veriyor.

Aksi halde kaybeden sadece Karabük Yerel Basını değil, o şehirde yaşayan herkes olur.