AYLARCA MAAŞ ALAMADAN YAŞAMAK...

Babası için büyümek zorunda kalan bir çocuk, “babam açlık grevinde” diyorsa hiçbir şey normal değildir. Bu sadece ekonomik değil, vicdani bir krizdir aslında.

Abone Ol

Bir insanın cebindeki para bittiğinde hayat zorlaşır; ama emeğinin karşılığı gelmediğinde, hayat sadece zorlaşmaz insanın içinden bir şeyler eksilir.

Bazen bir fotoğraf, sayfalar dolusu rapordan daha çok şey anlatır.
Ne rakam ister…
Ne analiz…

Sadece bakmanız yeter.

Sarı bir baret…
Yağmurla ağırlaşmış bir yağmurluk…
Ve o yağmurluğa sımsıkı sarılmış küçücük bir el…

İşte bütün mesele o elin içinde saklı.

“BEN OKULA GİTMEDİM, BABAMIN YANINA GELDİM”

Bir çocuğun cümlesi bu:

Okulda gösterim vardı ama ben babamın yanına geldim.
Babam burada bayıldı, hastalığı var.
Kaç gündür yürüyor, açlık grevinde.

Bu sözleri okuduğunuzda içinizde bir şey yerinden oynamıyorsa,
sorun o çocukta değil…
BİZDE!

Çünkü bir çocuğun gündemi bu olmamalıydı.

Onun derdi sahneye çıkmak olmalıydı,
şiir okumak,
arkadaşlarıyla gülmek…

Ama o, babasının yere yığılışını anlatıyor.

Bir çocuk…
Açlık grevini biliyor.

★★★

Babalar ağlamaz” dediler bize.

Ama o sarı baretin altındaki adamın gözleri doluyorsa,
bunun adı zayıflık değildir.

Bu…
taşınamayacak kadar ağır bir yükün dışa vurumudur.

Çünkü o adam sadece maaşını alamadığı için ağlamıyor.
O, emeğinin karşılığını alamamanın…
Evine ekmek götürememenin…
Ve çocuğunun gözlerinin içine bakarken hissettiği o derin mahcubiyetin altında eziliyor.

Bir baba için en zor şey nedir bilir misiniz?

Çocuğuna “bekle” demek,
"sonra" demek.

Hayat beklemezken…
Yarının garantisi yokken...

★★★

Bir de o annenin feryadı var:

Eşim ramazanın ortasında ücretsiz izine çıkartıldı.
Bu faturaları kim ödeyecek?
Aylarca maaşlarımızı, yıllarca tazminatlarımızı vermediniz.
Hakkımızı yağmurda, soğukta arıyoruz.
Elini madencilerin ekmeğinden çek!

Bu bir isyan değil sadece…
Bu, köşeye sıkışmış bir hayatın çığlığı.

Çünkü mesele sadece bir iş değil.
Bir düzen değil.

Mesele, yaşayabilmek.

Faturalar birikir…
Borçlar çoğalır…
Ama en tehlikelisi ne biliyor musunuz?

İnsanın içindeki dayanma gücü azalır.
Ezilir...

★★★

Biz büyükler biliriz, alışığız yokluğa.

İdare ederiz” deriz.
"Biraz daha dişimizi sıkarız."
Bir ay daha sabrederiz…

Ama çocukluk böyle işlemez.
Çocukluk böyle bir şey değildir.

Bir çocuk, babasının aç kaldığını görmemeli.
Bir çocuk, annesinin çaresizliğini duymamalı.
Bir çocuk, yağmurun altında hak aramamalı.
Ana koynundan uzaklarda olmamalı...

Ama bugün oluyor.

Ve biz buna bakıyoruz.

★★★

Bu mesele ne sadece ekonomi,
ne sadece siyaset…

Bu, doğrudan doğruya vicdan meselesi.

Eğer bir çocuk, babasının bayılışını anlatıyorsa…
Eğer bir anne faturaları nasıl ödeyeceğini haykırıyorsa…
Eğer bir baba, emeğinin karşılığını almak için aç kalıyorsa…
Eğer bir çocuğunun saçlarına çaresiz ama onurlu bir babanın gözyaşları damlıyorsa...

Orada çok şeyler eksiktir ama en önemli bir şey çok daha eksiktir;

Adalet...

★★★

Unutmayın!

O küçük elin tuttuğu şey sadece bir yağmurluk değil…
O el, saçına düşen gözyaşları eşliğinde bir babanın onuruna tutunuyor.
Ona sımsıkı sarılıyor...

Ve hiçbir çocuk,
babasının emeği için verdiği mücadelede bu kadar erken büyümek zorunda kalmamalı...

Çünkü bir çocuk babasının gözyaşını siliyorsa, o ülkede sadece ekmek eksik değildir…
Çok daha değerli değerler yok olmuştur.
Adalet gibi...

Ve adaletin olmadığı yerde, çocukluk değil…

UMUT ÖLÜR!

O UMUDUN YANINDA BİRDE GELECEK ÖLÜR...